hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mar 2015

Otobus

Hava sicak ama hafif bir esinti var, balkondayim, yanimda bir turk kahvesi, ah bitince biri olsa da baksa falima diyorum. Kulagimda kizimin kulakligi, Yagmur yagsa, uykum kacsa diyor Ezgi'nin Gunlugu....

Ogrencilik hayati walkmene yapisik gecen nesildenim ben. Lisedeyken evden cikardim, kulagimda walkmen - buyuk ihtimalle Ezgi'nin Gunlugu kaseti icinde- , sahilden caddeye yururudum, Goztepe Parki'nin yanindan, hava soguksa derdim icimden, ah bir GZ1 donse surdan da caddeye yurumeden binsem, hic gelmezdi, gelse de ben duraga yetisemezdim. Sonra ver elini Kadikoy. Orda Kosuyolu otobusu beklenecek...

O otobuslerde ogrendim, kulagimda walkmen, elimde kitabimla sirtimi kapiya dayayip gitmeyi, her Turk kizi gibi...

Kosuyolu duragina geldim mi cikardi walkmen, birer birer arkadaslar duserdi duraga, sabah sohbeti esliginde giderdik okula, okulumuza... Biraz gec kalmissak 8:05 otobusune kaldiysak yani, gec kagidi gerekecek mi diye bir heyecan vardi hayatimizda, gec kagidi, hey gidi gunler!!!

Otobus arkadaslarim vardi benim, okul bitip de duraga gitme vakti gelene kadar cok konusmadigimiz, otobuste ise hic susmadigimiz...

Kadikoy'e iki otobus vardi o zaman Kosuyolu'ndan, ikisi de ayri durakta. Iki durak arasi beklerdik kosede, otobuslerden birini gorunce kosardik duraga topluca... O zaman deseydi biri bana otobusun saatli gelme ithimali var diye, gulerdim, icten.

Bir de polo askim vardi o zaman, polo dediysem, seker yani! Hep olurdu yanimda, aksam otobuse binince cikartirdim, baslardim sormaya: Polo isteyen? Otobuste elden ele gezerdi hep. Seneler sonra, Madrid'de bir dukkanda gordum, o kadar cok almisim ki! Polo isteyen?

Okul donusu Kosuyolu-Kadikoy otobusu kalabalik olurdu cok, biz bindik mi insanlar belki aman nerden geldi bu gurultuculer diyordu, belki de ah ne guzel gencler, civil civil... Ben simdi gorunce mesela liselileri metroda, o gunlerim dusuyor aklima, yuzume bir tebessum konuyor, diyorum gencler ne guzel, civil civil...

Kosuyolu otobusleri Kadikoy'e Haydarpasa tarafindan gelir, tiklim tiklim. Inince otobusten Bogaz havasi sana iste, en guzeli. Carsiya ugrardik bir arkdasimla, hele soguksa hava! Kuruyemiscilerden leblebi alirdik, elimiz isinsin diye... Sen bilir misin nasil sicak olur o tazecik kavrulmus leblebi? Sonra buyuk karar asamasi gelir, caminin ordaki duraga mi gitmeli, yoksa dolmus duraklarinin ordaki ilk duraga mi? Biri daha az yurume mesafesi, birinde daha bos otobus... Ah Istanbul'umun otobusleri, nasil da dolu olur!

Arkadasim erken inerdi benden, o inince sohbet biter, kitabima gomulurdum. Kitap kaplamayi da o otobuslerde ogrendim ben, herkes merak eder, "siyasi" bulur kitabini, elestirir... Halbuki sen sadece okumak istersin, icinden cok sey gelir soylemek, soylemezsin...

Servise en son orta sondayken bindim, bak orta son diye bir sinif kalmadi artik! Binmek istemedim artik, dedim yeter, otobusle daha ozgurum. Kadikoy'e gelince Kosuyolu'ndan mesela, canim cekerse bir de bir arkadas ikna edersem, ver elini vapur, bir karsiya gecer gelirdik, vapurdan inmeden, sadece ruzgari hissetmeye icimizde, hava ruzgarliysa hele, Bogaz'dan bir kac damla da sicrar ya yuzune vapurda yan tarafta otururken, ah iste tam oyle hissetmeye...Giderken Topkapi'ya el sallayip, donuste kiz kulesine goz kirpmaya!

Ondandir iste, ben hic sikayet etmedim iki otobusle okula gitmekten, her gun selamliyordum Bogaz'i, kokusunu duyuyordum ya, daha ne olsundu! Hey gidi gunler!











12 Mar 2015

35

Dogmusum iste bir ilk bahar gunu, muhtemelen mart kapidan baktirirken. Hatirladigim en erken sey, anneanneme disim agriyor diye yalan soyledigim, bebek aspirini yemek istemistim oysa ki, onun bebe asprini bulamayisi, normal aspirinden bir parca vereyim diye iceri gidisi sirasinda masanin ortasinda duran cantayi alip icinden onun pembe tansiyon haplarini bir cirpida icisim. Neden geldi aklima bilmiyorum, ama geldi iste.

Sonrasina dair hatirladigim bir hastane odasi, orda yatarken annemin panik halinde odaya girisi, bir de miden yikandi demeleri, benim midemi geri koysunlar, nasil yikamislar diye dusunmem

Yas 2, Kayra'dan kucugum!

Sonra teyzemin kiziyla kavgalarimiz. Onun bu cizgi film sadece bizim televizyonda yayinlaniyor inadina benim "counter example" sunmam! Ispat yapmayi sevecegim belliymis.

Sonra boluk porcuk bir cok ani. Kardesmin gelisi, tasinilan yeni evler, anneanne ve dede ile gecirilen guzel gunler. Kotu bur gunden de bahsedesim varla yok arasi, yoku seciyorum ondan

Kardesim, sanki sadece benim, cok sevdim, severim. Onunla her gun cok kavga ama daha cok sevgi dolu gecen gunler

Ilk kalp agrisi sonra, sevmisim bir cocugu, ama saniyorum ki hayatimin aski o, o olmasa ben yasamam. Biliyor, ama umrunda degil beyefendinin! Sonra yakin bir arkadasimla cikmasi, kizin gozumun icine sokmasi. (Hey 13 yasindaki kendim, salla la, valla degmez!) Dilimde bir turku, "ben sevdim eller aldi, baba ben olmus muyem?" Duygular tam gaz yasaniyor 13 yasinda. Ilk askim sair yapti beni, her gece yazdim, durmadan, guzel de yazdim ama...

Simdi bak bunu yazdim, icime bir sey oturdu, 13 yasindaki cocugun derdi bu olmali, 14 yasinda biber gazindan komaya sokulmak degil! Ah Berkin!

O 13 yasindaki asktan sonra kim oldu dedim, 15imdeki erkek arkadasim, ah pek bir gereksiz biriydi, hadi evlenelim dedi bana, oha dedim neyse ki, evlenmedim yani :) Bu adam bir de ilk askima yazdigim siirleri aldi, sakladi, ne oldu bilmiyorum. Bu beni bir halt yapmadi, sevmemisim demek ki o kadar :)

Ben platonik asklarin insaniydim galiba, sonra of bir asik oldum ne siz sorun ne ben soyleyelim. Bir okuze tutuldum yine, seviyorum uleeen diye bagirasim geliyor! O sirada beraber paneller falan hazirliyoruz lisede. Ben guzel siir okurum, hep soylerler. Bir Istanbul gosterisi hazirliyoruz, bir siir var, Istanbul'a dair. Herkes diyor ki sen oku, yok olmuyor. Cocukla baska siniflardayiz cunku, ve siir de diyor ki "bir zil sesi duyuluyor ve sen gidiyorsun", aradim bulamadim simdi bak siiri. Ama oyle diyor ya siir, cocuga bakmadan okuyamiyorum, cok derinden vuruyor bana, herkesle tartisiyorum ve okumuyorum o siiri, okuyamiyorum. Boyle bitiyor bu ask hikayesi, lise bittiginde benimle her seyi konusyor "adam" yok diyor, ben yapamadim, cesaret edemedim, simdi de sen gidiyorsun. O benden cocuk, neye cesaret edecekse! Yazdiklarini gosteriyor bana dair, yazik ettim diyor. Evet diyorum, ettin! Bir daha da gormuyorum, yillar sonra unlu sosyal medya sitesinde karsilasincaya kadar.

Uzun iliskim basliyor sonra, hayallerimin okuluna gidiyorum, orda en olmayacak insanla! Yavas yavas basliyor psikolojik eziyetleri, zaman geciyor, alisiyorum, normal saniyorum. Beni seviyor, evet, ama cok cok kisitliyor, her seyime karisiyor, kiskanclikta ustune yok! 6 sene suruyor dile kolay! Niye dayandim, bilmiyorum, cocukluk biraz, biraz da duygusal siddet iste, kolay olmuyor etkisinden cikmasi. Ondan kurtulmak icin baska sehre kaciyorum, biraz bilincli, biraz bilmeden. Onsuzluk bana iyi geliyor. Bittiginde kendime diyorum, iki secenegin var, istersen zerre takmazsin, istersen uzulursun! Bir sure zerre takmiyorum, ama gercekten, kendimi kandirmadan, sonra ne kadar guclu oldugum sasirtiyor beni, cokuyorum, korkuyorum kendimden.

Geciyor, her sey gibi, bu aliskanlik da geciyor, psikolojik baskidan kurtulunca vay be diyorum, hayat varmis. Bundan sonra uzun iliski yok bir sure diyorum, keyfime bakacagim...

Diyorum demesine de iste tam o noktada ilk "date" ettigim adamla 10 senedir beraberim, ha pisman miyim yok, degilim zerre kadar. Mutluyum.

Ama sende de olur mu bilmem, ben mutlulugu cok sorgularim, yani nedir bu mutluluk, fonksiyon olsa neye benzer? limiti nasil? Yani ne bileyim, pozitif bilimde bir degisken olsa aciklamak cok kolay, ama bu sosyal bilimler beni geriyor bazen! Bak ilk askimin sair yaptigi ben , 35imde ne haldeyim! Ama oyle iste, nasil bir sey bu mutluluk, bir olcusu var mi?

Nasil ask hayatimi yazmaya dondum bilmiyorum ama oyle oldu iste bugun! Dun 35 oldum ben, omrun yarisi mi hepsimi hici mi bilemiyoruz iste. Bilmemek daha iyi bazen. Neyse ne, 35 diyor takvim simdi, bayan epsilon, ki artik epsilonu buyuk aliyoruz, iyi ki dogudun anne diyor, kek susluyor bana, ama susleri ben yerim sen sakin yeme diyor.

Hayat bazen cok basit, bazen cok karmasa oluyor, ve biz hepsine alisiyoruz, Nazim'in dedigi gibi "insanoglu bir sivi gibidir, girdigi kabin seklini alir, butun gucu de gucsuzlugu de burdan gelir" Di mi Nazim Usta?

Bak bir de 35 yas siiri/sarki sozu kendime bir de en derin eski askim Istanbul'a gelsin, bu kadar ask yazdik, ona da bir pas atamak lazim Abbas!


dönmek, mümkün mü artık dönmek
onca yollardan sonra
yeniden yollara düşmek

neresi sıla bize, neresi gurbet
al bizi koynuna ipek yolları
üstümüzden geçiyor gökkuşağı
sevdalı bulutlar, uçan halılar
uzak değil dünyanın kapıları

neresi sıla bize, neresi gurbet
yollar bize memleket

gitmek, mümkün mü artık gitmek
onca yollardan sonra
yeniden yollara düşmek

neresi sıla bize, neresi gurbet
rakılı akşamlar, gün batımları
çocuk gibi ağlar yaz sarhoşları
olmamış yaşamlar, eksik yarınlar
hatırlatır herşey eski aşkları

neresi sıla bize, neresi gurbet
yollar bize memleket








26 Mar 2014

Bulut gecti gozyaslari kaldi cimende*



Ve kulagimda yine Zuhal Olcay, aynalar  diyor. Ben nedense bu sesi duydugumda yazma aski ile doluyorum Istanbul’a dair. Belki de Yeditepe Istanbul yuzunden cagrisim yapiyordur, bilemedim. Cok severdim o diziyi, bir de Sasifelek Cikmazi’ni. Onda Zuhal Olcay yoktu ama…

Icimdeki huznu besliyor Zuhal Olcay’in sesi. Icimdeki huzun bazen mutlu ediyor beni, yani huzunle ozleyecek kadar sevdigim seyler oldugu icin. Istanbul’um basinda tabi bunlarin. Canim. Insan bir sehre canim der mi bilmiyorum, ama diyorum iste. Istanbul benim cocuklugum, babamin elinden tutup kiz kulesine gidisim, urkek urkek ilk defa karsiya tek basima gecisim, vapurun yan tarafina oturup. Sonra diyorum, tekrar otursam vapurun yamacina, ayaklarimi dayasam demirlere, elim ususe, bir cay/oralet alsam, elim ince belli bardakta isinsa, sonra ben, benlige dalsam. Haydarpasa gorunse, el sallasam. Uskudar’dan gecerken Harem’i gorsem, Salicak’taki evlere el sallasam. Kiz kulesi desem, bogaz desem. Istanbulum gulse, ususek beraberce, bir de sahlep icsem bol tarcinli. Ben olsam, sehrimde kalsam, kimse konusmasa biran icin, ve ben sadece kendimle basbasa kalsam. Bogaz dalgalansa, hos geldin dese bana, ve ben martilari selamlasam. Kadikoy dalgakiranda olsalar hepsi. Vapur Besiktas’a yaklassa, ve ben inmesem, geri donsem Kadikoy’e. Insem vapurdan, Akmar’a yurusem, kirtasiyelere girip icime ceksem kokularini, Kadikoy carsinin ara sokaklarindan Bahariye ye ciksam, arabalar gecerken duvarlara yapissam, firindan simit alsam elime, Bahariye’ye gelince Moda’ya cevirsem yonumu, iskeleye gitsem, sahilde dolassam, moda sokaklarinda kaybolsam. Camdan bakan teyzeye selam versem, ben olsam. Sahilde cay bahcesine oturup bir kahve icsem, sonra fincanimi kapasam, kendi falima kendim baksam, karanfil satan, muthemelen benden genc kiz, ben bakayim falina derken. Ondan fal degil de karanfil alsam, ellerim yine ususe, o urpeti beni “canli” hissettirse. Sonra Kadikoy carsiya cevirsem yolumu yine, kuruyemiscileri gorsem, leblebi kavururken. Alsam bir paket. Elimi o sicak leblebi kasesine soksam, icimin urpertisi dursa bir anligina, sadece bir anligina ama, ve ben Istanbul’u ceksem icime! Otobus duraklarina cevirsem yonumu, bir tahinli corek alsam ordaki firindan, evde yemege, lisedeyken yaptigim gibi. Eve gitsem, sahil yolundan. Annem cay demlese, ben tahinli coregi bir tabaga koysam, yesek, kesmeden. Her sarmalini kopararak elimizle. Sohbet etsek gunluk seylerden, sanki ben orda yasarmisim gibi. Dedik ya orda yasarmisim gibi diye, mutfagima girsem, kardesimi arasam, yemek yaptim, bu aksam bize gel diye. Ne buyuk bir luks bilir misin sen, insanin kardesini yemege cagirabilme ihtimalive hayat bana yemege cagirabilecek bir kardesim olmasi ile mutlu olabilmeyi ogretti, mutluyum.

Istanbul benim cocuklugum, ailem, ergenligim, uzaktaki sevgilim, ah dedigim, ah orda olsam diye ozledigim…

Bulut gecti gozyaslari kaldi cimende
Gul rengi sarap icilmez mi boyle gunde
Seher yeli eser yirtar etegini gulun
Gule baktikca cirpinir yuregi bulbulun*
Serefe!

*:Siir Hayyam’in, ben kimin sesinden severim hadi bir tahmin et bakalim.

19 Mar 2014

İçimden yazmak geliyor da

içime atıyorum içimden gelenleri geri.

İş durumum karışık bu aralar, welcome.to.south.america şeklinde hükümet değişince bütün resmi kurumlarda değişimler başladı, ben de ne zaman istifa et diyecekler diye bekliyorum her gün. Ha bugün, ha yarın, ha daha da yakın. Bir sürü olay olurken yurdumda işimden şikayet etmek de gereksiz geliyor ya!

Bayan epsilon tüm gücü ile gece uykusunu protesto ediyor. Dün gece saat üçte mesela "anne vamos" diyerek uyandırdı beni, hadi kalk oyun oynamaya gidelim diyor aklınca, yarı Türkçe yarı Ispanyolca. Sonra oyun oynadık, pilav diye tutturdu, yedi, sonra papa diye, onu da uyandırıp oynadı biraz. Hem şikayet ediyorum hem de seviyorum bu gece uyanmalarını...

Aranızda çok dilli çocuk yetiştiren var mı acaba? Zevkli oluyor aslında onların konuşmalarını dinlemek, daha geç konuşuyorlar kesinlikle. Okulda ve babasıyla Ispanyolca, benimle Türkçe, mr l. ile ben hala aramızda İngilizce konuşuyoruz, onu da duyuyor evde yani. Çorba gibi. İngilizce anliyor mu pek emin değilim. Eski yuvada arada İngilizce konuşuyordu bir öğretmen, bayan epsilon tek anlayan gibi görünenmiş, diğer çocuklar Şili'li olunca. Şimdi daha uluslararası bir okulda, çoğu çocuk yabancı, ben daha memnunum. Bu yaşta çocuklar biraz acımasız olabiliyorlar çünkü, farklı olana karşı. Türkçe burda azınlık bir dil tabi, son nüfus sayımına gore ülkede 300 civarı Türk var, düşünün. O yüzden bana çok iş düşüyor. Şimdilik söylediği Türkçe kelimeler: anne, baba, dede, anneanne, mama, meme, ağaç, çiçek, ayı, ay, bebek, bez, bak, gel, evet (si ve noyu tercih ediyor). Bir de beşe kadar sayıyor ama şöyle: bi ü ü ü beee. Çok ama çok keyfi eserse "Papa/anne bak havhav" diyebilir. Anlamaya gelince onda ne dersen anlıyor da işine gelirse yapıyor cadı. Bir de şimdi farkettim, evet ve baba dışında Türkçe ve İspanyolca kelimeleri farklı. Belki fark etmedi henüz başka diller olduklarını...

18 Şub 2014

Unutuyorum sonra...

Kendime not:

Cok guzel bir bahcede dusle kendini, hersey harika, yemyesil, cicekler, kuslar yok ama :)

Bir suru guzel kelebek var etrafinda, rengarenk, civil civil. Bir de o siyah/kahverengi kucuk, gordugunde uyuz olduklarin.

Sen oturuyorsun yerde, bagdas kurmus. Bir elinle itiyorsun sana yaklasmaya calisan kara kucuk kelebekleri, oteki elinle de yakalamaya calisiyorsun rengarenk kelebekleri. Yoruldun mu? iki kolun da agriyor mu bunu yaparken. Cevap evet tabi! Peki, kovmaya calistigin kelebeklerden kurtuldun mu sonucta? Hayir, 1-2 saniye uzaklasip geri geldiler! Ya tuttugun guzel kelebekler, onlari tutabildin mi elinde sonsuza dek, o da hayir di mi? Ya kactilar, ya hapsettin olduler.

Eline gecti mi bir sey peki? Yok! Yoruldugunla kaldin!

Iste bundan iyi yani/kotu yani analiz etmenin sacmaligi! Kisa vade de cok mantikli geliyor insana, ama sadece oyruldugunla kaliyorsun, di mi?

Peki ya ne yapacaksin? Savasmayacak misin? Yok! Oturup gozlemleyeceksin, cunku hayatin her zaman bir iki yani, her zaman bir amasi var. Ve senin kalbinde ikisine de yer var, bosa yorma kendini!

29 Oca 2014

Dedem, benim dedem



Dun, ama 6 sene once dun, sen gittin, seni son gordugumun ustunden 6.5 sene gecti, kahrolsun gurbet hayati. 

Seni her ozledigimde aklima ayni gun geliyor biliyor musun, haziran 2007, babalar gunu. Istanbuldaydim, annemlerle yemek yiyip Adem Baba’da ordan size gecmistik sanirim. Teyzemler, dayimlar, hepimiz ordaydik. Aslinda herkes hep ordaydi da bu sefer ben de gelebilmistim. Kucuk torunlar, ve buyuk torunlarin cocuklari kosturuyordu bir kosede, sen mutlu mutlu, ailem ne kadar buyuk benim diyordun, hepsi benim ailem. Anneannenle basbasa bir fotografimizi cek diyordun bana, cektim de, cekmesine cektim de neden yaptirip vermedim eline bilmiyorum onu iste :(

Sonra en sevdigin tatli vardi, herkes yeme sekerin diye hatirlatiyordu, sen ise dinlemiyordun, iyi ki yemissin canim dedem. Donup donup o gunu yaziyorum, bilgisayarimda kayitli, burda da vardir kesin. O gun son gorusmemiz degildi, ama son seyahatimdi Turkiye’ye sen gitmeden. Bir de cok mutluydun o gun, herkes evine geldi diye, ben hepinizin babasiyim diye…

Sonra bir de sabahlari beni bekleyisin geliyor aklima, camda, babam ise giderken beni size birakirken. Beni gorunce yuzundeki sevinc dusuyor aklima, senin tepene cikisim, ben kafanin uzerine oturacagim diyisim, sonra senin kucuk atolyene gidisimiz, sen tahtadan oyuncak yaparken seni izledigim geliyor aklima. Cok mutlu bir yerdi benim icin atolyen. Sonra apartmanin bahcesini duzenleyisimiz beraber, cicekler ekmen. Ah ciceklerin, nasil unuturum, senin gibi guzel bakamiyorum ciceklere, sen olu cicege can verir, diriltirdin. Senin torunun tavla bilmiyor ve cicek bakamiyor, inanilmaz…

Sonra senin hastane nefretin geliyor aklima, nasil gitmek istemedigin doktora, nasil beni hastanede birakmayin deyisin, hic de yalniz kalmadin hastanede cok sukur, ama hic de sevmedin, hep korktum senin hastanede olcegeinden, ayni senin gibi, cok sukur ki evinde oldu. Anneannem demisti ki hissetmissin, ben gidiyorum bugun” demissin, ama kimseye soyleme, hastaneye goturmesinler beni”. Annem de hic aklinda yokken “bugun babama gitmeliyim” demis, kardesimi de goturmus zorla. Iyi ki gitmisler, herkes gelmis o gun aslinda, baska sehirde yasiyan kardesin bile. Sonra herkes bir buruk kaldi biliyor musun, hele anneannem! O sensiz kalinca amacini kaybetti sanki. 1,5 sene once o da geldi yanina, di mi?

Bazen ruyalarimda gorusuyoruz, uzun zamandir gormedim seni gerci. Ben cok mutlu oluyorum, seni gordum, hem de cok iyi gordum diye. Iyisin di mi oralarda? Ailen iyi, seni ozluyor sadece, icimiz daha bir burkuluyor 28 ocakta, bir sene daha mi gecti onsuz diye. Ozlem azaliyor mu dersen, hayir, ama ozleme alisiyor insan, herseye alistigi gibi… Canim dedem, cok ozledim ben seni…

31 Ara 2013

2013...



2013 diyince aklima gelen cok sey var aslinda. Bizim tasinma yilimiz Sili’ye, bakarsin 2014 de geri gitme yili olur hayirlisiyla :)

Tasinmayi hic sevmedigimi biliyordum aslinda, ama Sili’ye tasinmayi daha bir sevmedim. Yokda bir suru sey kayboldu, aslinda cok degil, ama onemli, kizimin baby book’u mesela, sonra ona yazilan kartlar, sonra annemin senelerdir sakladigi bir sus esyasinin yarisi… Benim bicaklarim da kayboldu mesela, ama onlar yerine konur nasilsa, onemli olan manevi degeri olanlardi.

Yoruldum 2013 de ben, ugrasmaktan, bikkin dustum, ama kalktim ayaga, sevdiklerime sahip olduklarima sukredip. Oyle cok bir sey yasamadim aslinda, ama yoruldum tasinma islerinden, istemedigim bir seyi yapmak zorunda olmaktan, yine yeniden yeni bir ulkeye alismaya calismaktan, Ispanyolcadan.

Ben daha bir anne oldum, daha cok ogrendim benim icin onemli olan degerleri, neden vazgecip, neden gecemeyecegimi. Yeni korkular sardi beni, hic bilmedigim, kimileri de bildigim, ama bu derece korkabilecegimi tahmin bile edemedigim. Anne olunca anlarsinlari daha da anladim, kizim buyudukce de daha cok anlayacagim sanirim. 

Sonra akademik dunyadan ayrildim, yeni bir isim var artik, butun gun kizimdan ayri olmayi ogrendim, ve bunu pek sevmedigimi. Yeni isimi de pek seviyorum sayilmaz, “hanging in there” olayi bu oldukca, ya da “bana ne, bana ne sevmicem iste” inadi, zaman gosterecek.

2013’de ailemle cok vakit gecirdim, cok sevindim, beraber olmadigimiz zamanlar ozlemlerle gecti her zaman ki gibi, ama olsundu, onemli olan beraber zamanlarin tadini cikarmak! Aileye daha da bir duser oldum, ozledim hepsini, burnumda tutuyorlar. Ozlem de sevmeye dair degil mi? Yani bu kadar ozleyecek sevdigimizin olmasi da bir guzelligi degil mi hayatin? Canlarim, iyi ki varlar, ailem, arkadaslarim, tum sevdiklerim!  

Tabi bir de Gezi oldu 2013’de. Ulkece cok degisik bir donem gecirdik biz, hala daha devam ediyor. Facebook ve twittersiz yasayamadik, umut dolduk, sinir dolduk, agladik kimi zaman sevincten, kimi zaman da yuregimizi daglayan uzuntuden. Gencecik fidanlar gitti, bir cocuk DOVE DOVE olduruldu. Bir halk uyandi, bir kismi uyuyakaldi. Biz degistik, sen, ben, hayatinda eylem nedir bilmemis, fikirleri olan, ama apolitige yakinca, medyayla uyutulmus biz, degistik. 2013 de degisebilecegimizi ogrendik, limitlerimizi tanidik, gaz bombasi yiyerek nasil insanca birbirine yardim edilir ogrendik, ogrettik. Dunyanin bir ucundan duygu seli ile izledim herseyi, hepsini. Gezi esittir umut bende, hayata dair, gelecege dair. Benim umudum var! 


2014’de hersey daha guzel olacak, cok guzel olacak, di mi? Hepimiz icin, ulkemiz icin, dunyamiz icin, baris icin, adalet icin, saglik icin, mutluluk icin SEREFE!