Istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mar 2015

Otobus

Hava sicak ama hafif bir esinti var, balkondayim, yanimda bir turk kahvesi, ah bitince biri olsa da baksa falima diyorum. Kulagimda kizimin kulakligi, Yagmur yagsa, uykum kacsa diyor Ezgi'nin Gunlugu....

Ogrencilik hayati walkmene yapisik gecen nesildenim ben. Lisedeyken evden cikardim, kulagimda walkmen - buyuk ihtimalle Ezgi'nin Gunlugu kaseti icinde- , sahilden caddeye yururudum, Goztepe Parki'nin yanindan, hava soguksa derdim icimden, ah bir GZ1 donse surdan da caddeye yurumeden binsem, hic gelmezdi, gelse de ben duraga yetisemezdim. Sonra ver elini Kadikoy. Orda Kosuyolu otobusu beklenecek...

O otobuslerde ogrendim, kulagimda walkmen, elimde kitabimla sirtimi kapiya dayayip gitmeyi, her Turk kizi gibi...

Kosuyolu duragina geldim mi cikardi walkmen, birer birer arkadaslar duserdi duraga, sabah sohbeti esliginde giderdik okula, okulumuza... Biraz gec kalmissak 8:05 otobusune kaldiysak yani, gec kagidi gerekecek mi diye bir heyecan vardi hayatimizda, gec kagidi, hey gidi gunler!!!

Otobus arkadaslarim vardi benim, okul bitip de duraga gitme vakti gelene kadar cok konusmadigimiz, otobuste ise hic susmadigimiz...

Kadikoy'e iki otobus vardi o zaman Kosuyolu'ndan, ikisi de ayri durakta. Iki durak arasi beklerdik kosede, otobuslerden birini gorunce kosardik duraga topluca... O zaman deseydi biri bana otobusun saatli gelme ithimali var diye, gulerdim, icten.

Bir de polo askim vardi o zaman, polo dediysem, seker yani! Hep olurdu yanimda, aksam otobuse binince cikartirdim, baslardim sormaya: Polo isteyen? Otobuste elden ele gezerdi hep. Seneler sonra, Madrid'de bir dukkanda gordum, o kadar cok almisim ki! Polo isteyen?

Okul donusu Kosuyolu-Kadikoy otobusu kalabalik olurdu cok, biz bindik mi insanlar belki aman nerden geldi bu gurultuculer diyordu, belki de ah ne guzel gencler, civil civil... Ben simdi gorunce mesela liselileri metroda, o gunlerim dusuyor aklima, yuzume bir tebessum konuyor, diyorum gencler ne guzel, civil civil...

Kosuyolu otobusleri Kadikoy'e Haydarpasa tarafindan gelir, tiklim tiklim. Inince otobusten Bogaz havasi sana iste, en guzeli. Carsiya ugrardik bir arkdasimla, hele soguksa hava! Kuruyemiscilerden leblebi alirdik, elimiz isinsin diye... Sen bilir misin nasil sicak olur o tazecik kavrulmus leblebi? Sonra buyuk karar asamasi gelir, caminin ordaki duraga mi gitmeli, yoksa dolmus duraklarinin ordaki ilk duraga mi? Biri daha az yurume mesafesi, birinde daha bos otobus... Ah Istanbul'umun otobusleri, nasil da dolu olur!

Arkadasim erken inerdi benden, o inince sohbet biter, kitabima gomulurdum. Kitap kaplamayi da o otobuslerde ogrendim ben, herkes merak eder, "siyasi" bulur kitabini, elestirir... Halbuki sen sadece okumak istersin, icinden cok sey gelir soylemek, soylemezsin...

Servise en son orta sondayken bindim, bak orta son diye bir sinif kalmadi artik! Binmek istemedim artik, dedim yeter, otobusle daha ozgurum. Kadikoy'e gelince Kosuyolu'ndan mesela, canim cekerse bir de bir arkadas ikna edersem, ver elini vapur, bir karsiya gecer gelirdik, vapurdan inmeden, sadece ruzgari hissetmeye icimizde, hava ruzgarliysa hele, Bogaz'dan bir kac damla da sicrar ya yuzune vapurda yan tarafta otururken, ah iste tam oyle hissetmeye...Giderken Topkapi'ya el sallayip, donuste kiz kulesine goz kirpmaya!

Ondandir iste, ben hic sikayet etmedim iki otobusle okula gitmekten, her gun selamliyordum Bogaz'i, kokusunu duyuyordum ya, daha ne olsundu! Hey gidi gunler!











6 Kas 2014

Orda yasar gibi...

Aylar olmus yazmayalı, neler oldu dersen, bilmem, hayat oldu iste. Simdi yazmamım sebebi de kulagimdaki sarkidandir aslinda, baska bir sey degil. Diyor ki:

"Yasamaya dort elle sarilmisim da
 Yine de gozlerim dolu, yuregim buruk
 Basimi hic bir zaman egmedim ama
 Yine de bir yanim yara, icimde bir bosluk"


Universiteyi de sayarsak Istanbul'dan ayilali kac sene oldu biliyor musun blog, tam 16 sene! Universiteyi sayma, Ankara komsu kapisi, 12 senedir dunyanin bir kosasinden otekisine gidiyorum.

Icimde hep bir parca Istanbul. Evet degisti, evet zor, evet oyle boyle ama, ben kendi gogumu, koklerimi, ruzgarimi ozluyorum be blog, bazi gunler cok daha fazla.

Simdi diyorum gozlerimi kapasam, bir acsam, atlasam dolmusa, Kadikoy'e gelsem. Moda sahiline gitsem, yanimda kizim da olsa bu sefer. Parkin yanindaki cay bahcesinde bir cay icsem, catal yesem parkin kosesindeki simitciden aldigim. Denizi seyretsem, Kayra "simit al" diye tuttursa, sonra da balon. Ikisini de alsam, ona anlatsam, "su kosede adalari goruyorsun, bu kosede ise karsiyi" diye.

Cay bitince kalksak, parka gitsek, sallansa Kayra salincakta, cocuklarla oynasa, turist gibi degil de, sanki orda yasiyormus gibi ayrilsak parktan, yarin parkta gorusuruz diye...

Carsiya insek ordan, balikcilari gezsek, aksama balik alsak, cipura mesela, elime de yuk ettim diye soylensem kendi kendime. Biraz leblebi alip kitapcilara girsek, Kayra kendine kitap secse, ben de kendime. Sonra aklima dusse, ay dur biraz da yesillik alsam baligin yanina diye, manavlardan birine girip merhaba desem, sanki taniyormus gibi, sanki orda yasiyormus gibi. Alsak yesillilerimizi, ben "artik eve gidelim" desem, Kayra "vapura binelim anne" dese, ona anlatsam, "kizim balik aldik, bozulur, baska gun bineriz" diye. Sanki orda yasar gibi, butun ozlediklerimi senede bir kac gune sigdirmam gerekmiyormuscasina, "yarin" desem, "yarin ya da haftaya geceriz karsiya, hatta hava guzel olunca da adalara gideriz istersen" desem.

Dolmus duraklarina dogru yururken, bu sefer de akide sekeri istese Kayra Cafer.Erol'dan, her cocuk gibi. "Olmaz" desem, "yemek yemedin", simdi almazsam anca seneye gelince diye dusunmeden. O da  hemen express inegol koftecisini gorse, "once kofte, sonra seker" dese. Otursak beraber cocuklugumun koftesicine, yesek. Az bergamotlu akide sekeri alsak sonra, acele etmeden, sanki butun hayatimiz ordaymiscasina, senede bir kac gune hem sevdiklerimizi, hem istanbul hasretini sigdirmak zorunda degilmisiz gibi. Kayra icin annesinin sevgili sehri 30 saatlik yolculukla gidilen, uzakta, anneanne ve dededin oldugu sehir degil de, eviymis gibi gezsek. Acele etmeden, a dur onu da yapayim, bunu da yapayim su 2 gunde demeden... Yavasca, sanki orda yasar gibi...

Ah, Istanbul, seni çok özledim bugun ben....







26 Mar 2014

Bulut gecti gozyaslari kaldi cimende*



Ve kulagimda yine Zuhal Olcay, aynalar  diyor. Ben nedense bu sesi duydugumda yazma aski ile doluyorum Istanbul’a dair. Belki de Yeditepe Istanbul yuzunden cagrisim yapiyordur, bilemedim. Cok severdim o diziyi, bir de Sasifelek Cikmazi’ni. Onda Zuhal Olcay yoktu ama…

Icimdeki huznu besliyor Zuhal Olcay’in sesi. Icimdeki huzun bazen mutlu ediyor beni, yani huzunle ozleyecek kadar sevdigim seyler oldugu icin. Istanbul’um basinda tabi bunlarin. Canim. Insan bir sehre canim der mi bilmiyorum, ama diyorum iste. Istanbul benim cocuklugum, babamin elinden tutup kiz kulesine gidisim, urkek urkek ilk defa karsiya tek basima gecisim, vapurun yan tarafina oturup. Sonra diyorum, tekrar otursam vapurun yamacina, ayaklarimi dayasam demirlere, elim ususe, bir cay/oralet alsam, elim ince belli bardakta isinsa, sonra ben, benlige dalsam. Haydarpasa gorunse, el sallasam. Uskudar’dan gecerken Harem’i gorsem, Salicak’taki evlere el sallasam. Kiz kulesi desem, bogaz desem. Istanbulum gulse, ususek beraberce, bir de sahlep icsem bol tarcinli. Ben olsam, sehrimde kalsam, kimse konusmasa biran icin, ve ben sadece kendimle basbasa kalsam. Bogaz dalgalansa, hos geldin dese bana, ve ben martilari selamlasam. Kadikoy dalgakiranda olsalar hepsi. Vapur Besiktas’a yaklassa, ve ben inmesem, geri donsem Kadikoy’e. Insem vapurdan, Akmar’a yurusem, kirtasiyelere girip icime ceksem kokularini, Kadikoy carsinin ara sokaklarindan Bahariye ye ciksam, arabalar gecerken duvarlara yapissam, firindan simit alsam elime, Bahariye’ye gelince Moda’ya cevirsem yonumu, iskeleye gitsem, sahilde dolassam, moda sokaklarinda kaybolsam. Camdan bakan teyzeye selam versem, ben olsam. Sahilde cay bahcesine oturup bir kahve icsem, sonra fincanimi kapasam, kendi falima kendim baksam, karanfil satan, muthemelen benden genc kiz, ben bakayim falina derken. Ondan fal degil de karanfil alsam, ellerim yine ususe, o urpeti beni “canli” hissettirse. Sonra Kadikoy carsiya cevirsem yolumu yine, kuruyemiscileri gorsem, leblebi kavururken. Alsam bir paket. Elimi o sicak leblebi kasesine soksam, icimin urpertisi dursa bir anligina, sadece bir anligina ama, ve ben Istanbul’u ceksem icime! Otobus duraklarina cevirsem yonumu, bir tahinli corek alsam ordaki firindan, evde yemege, lisedeyken yaptigim gibi. Eve gitsem, sahil yolundan. Annem cay demlese, ben tahinli coregi bir tabaga koysam, yesek, kesmeden. Her sarmalini kopararak elimizle. Sohbet etsek gunluk seylerden, sanki ben orda yasarmisim gibi. Dedik ya orda yasarmisim gibi diye, mutfagima girsem, kardesimi arasam, yemek yaptim, bu aksam bize gel diye. Ne buyuk bir luks bilir misin sen, insanin kardesini yemege cagirabilme ihtimalive hayat bana yemege cagirabilecek bir kardesim olmasi ile mutlu olabilmeyi ogretti, mutluyum.

Istanbul benim cocuklugum, ailem, ergenligim, uzaktaki sevgilim, ah dedigim, ah orda olsam diye ozledigim…

Bulut gecti gozyaslari kaldi cimende
Gul rengi sarap icilmez mi boyle gunde
Seher yeli eser yirtar etegini gulun
Gule baktikca cirpinir yuregi bulbulun*
Serefe!

*:Siir Hayyam’in, ben kimin sesinden severim hadi bir tahmin et bakalim.

18 Oca 2011

kisa kisa


(Istanbul'da odamin penceresinden gun batimi 1)

Evin onunde yol-su-elektrik calismasi var, sesten sinir geldi kac gundur.
Dondum, doneli nerdeyse bri hafta olacak. Yeni donem basliyor. Gecen donem ders vermemenin acisi cikacak, arastirmaya zaman olmayacak sanirim. Gerci vakit olan donemde de bir sey yapmadim kayda deger.

Goruldugu uzere depresif moda giriyorum bir yandan yine. Guzel seylerden bahsedelim. Istanbul'dayken sonunda sevgili mektup arkadasimla tanistik, cok iyi oldu :)

Ilk duydugumdan beri okumak istedigim kitabi aldim, okudum, sevdim.

Simdi kacayim, ders hazirlamak, grant arastirmak, kisacasi calismak gerek...

(Istanbul'da odamin penceresinden gun batimi 2)


7 Oca 2011

b. Istanbul'dan bildiriyor

Yakin olmanin faydalarindan yararlanarak yaklasik bir haftalik bir Istanbul gezisi icinde buldum kendimi. Ilk gozlem, bilet fiyatlarindaki fark oldu, en az 5 kati daha ucuz!

Ikinci gozlem havaalanindan eve geliste oldu, ucakta gecen sure yaklasik 4 saat, havaalanindan eve is cikis saati, yagmur trafigi ile 3 saat!

Ucuncu gozlem, jetlag da neymis yahu :))) 1 saat farkla 10 saat fark cok farkliymis :)

Ama en guzeli sevdiklerim ile gecirilen zaman, minik kardesle sohbetler (ki kendisi 26 yasinda olacak 2 hafta sonra!), kuzenimin minik kizi ile tanisma (o gercekten minik, 3,5 aylik!) ve onunla oynama, canim anneannemin iyice cocuk hallerinde de olsa bana olan sevgisi, bebek gibi dizlerimde yatmak istemesi!

19 Kas 2010

Istanbul

Bir yandan yeni paper uzerinde calisiyorum, fonda Zuhal Olcay caliyor, basucu sarkilari albumu. Su anda diyor ki "Yok, oyle el gibi durma gul biraz, sana gulmeler yarasir". Bu sarki, hele ki Zuhal Olcay'in sesinden, derinden etkiliyor beni. Yok bir nedeni aslinda, duygusallastiriyor diyelim. Icimdeki bilimsel yani durduruyor biraz. Ondandir ara verisim makaleme, bloga donusum yuzumu.

Baslik Istanbul, yine yeniden, hep. Istanbul kizlari uzaklara, gurbete gidince ne olur bilir misiniz? Icinde hep bir yara kalir Istanbul. Istanbul bir yardir aslinda, ve gurbet yardan ayrilmaktir. El Gibi'yi tekrar tekrar caliyor itunes, benim istegimle. Ve ben gozlerimi kapatip pufur pufur esen bir vapurda hissediyorum kendimi.

Hava soguk, ben on kismindayim vapurun, sol tarafta. Icim urperiyor, montuma sariliyorum. Ayaktayim. Deniz damlalari yuzume carpiyor. Kadikoy'den Karakoy'e gidiyorum. Bir yandan tarihi yarim adaya, bir yandan Marmara'ya, bir yandan da Bogaz'a bakiyorum. Aklim arkamda kalan Kiz kulesinde... Hava soguk, ellerim cok usuyor. Bogazin Marmara girisinde buyuk yuk gemileri bekliyor, goruyorum. Martilar soguga aldirmadan ucuyorlar yiyecek bulabilme telasi ile. Ben hala usuyorum, birden icim urperiyor. Sonra elinde tepsi ile geliyor vapur gorevlisi, sesini uzaktan duyuyorum "Caaay" diyor. Aliyorum bir cay, icim, ama en cok da ellerim isinsin diye. Gozlerimi kapatiyorum. Istanbul ruzgarina karistigimi hissediyorum. Biliyorum, hic bir ruzgar Istanbul ruzgari gibi degil. Hic bir deniz Bogaz degil. Hic bir kopru Bogaz Koprusu degil. Ve her ne kadar benzetmek istesem de, hic bir sehir Istanbul degil... Bunu bilmeme ragmen, gittigim her sehirde Istanbul'u ariyorum bulamayacagimi bile bile. Istanbul bir ruya, bir buyu, buyuk ask, buyuk nefret. Dunyada kac bin turlu duygu varsa, hepsi Istanbul. Butun bunlari dusunurken vapur Karakoy'e variyor. Eski balik pazarinin yerinde arabada balik ekmek saten insanlar var, iskele modernlesmis. Tunel'e dogru yoruyorum, yolum basindaki minik parkta bir bufe var. Orda duruyorum, nar suyu icmek icin. Taze sIkIlmis nar suyumu yudumluyorum. Vazgeciyorum Tunel'e gitmekten. Ben bugun Bogaz'dan uzaklasmak istemiyorum. Istiyorum ki butun gunum vapurda gecsin, ben Istanbul ruzgarini icime cekeyim, ruzgar beni savursun Istanbul'da. Vapura biniyorum, gozlerim kapali. Icimde muthis bir huzur, kalbimde yare kavusmanin sarhoslugu... Istanbul, seni cok cok ozluyorum!

18 Ara 2009

Kumpir

Bugun konumuz kumpir. Kesinlikle su anda bilgisayar karsisinda ogle yemegi yiyor olmamim me menumun kumpir olmasinin bir alakasi yok :) Tabi evde yapilan cakma kumpir diyelim...

Today I blog about a Turkish fast food made out of baked potatoes -named kumpir-, and it has nothing to do with me having a homemade pseudo version of it for lunch :) Unfortunately, all these makes sense if you know the local places I refer. Thus, this time in Turkish only. Sorry. For Mr. L., you have been to all the kumpir places I talk about here, so no worries. In fact, you even got wet eating kumpir in Ortakoy , which I also talk about :))

Kumpirle asil askimiz lisedeyken, yani kendi basima ta karsilara gecip Ortakoy'e gidebildigim zamanlarda, basladi. Ortakoy'de caminin duvarina oturup kumpir yerken az islanmadim yani, hayir Ortakoy iskelesine de oyle sIk vapur gelmez....

Tabi Ortakoy'de kumpir deyince, yaninda da bufeden alinmis, gazete kagidina sarili tombul sise efes... Kumpirin tadi miydi askimizi buyuten yoksa Ortakoy mu bilinmez, ama sevmistim iste...

Kumpir denince tabi bir baska klasik de ODTU. ODTU Carsi'ya ilk gittigimde (ki yanimda muhtemelen ODTU'de tanistigim ilk kisi olup simdi de cok yakin arkadasim olan biri vardi, o kisi, okuyorsan ses ver :))) meshur Ortakoy kumpiri ilanini gorup dalga gecmistim. Klasik Istanbul'lu Ankara'ya gitmis, begenmemis olayi... (evet kabul ediyorum :))

Daha sonra Hocam Piknik ile tanistim ODTU'de. Buraya link koymak icin aradim, Eksi Sozluk'de karsima cikti, ne guzel. Ama asil olay sozlukteki ilk entry ben mezun olduktan sonra yazilmis, yaslaniyorummmm....

Neyse, Hocam Piknik'e geri donersek, kasarli ekonomik desem bana katilanlar parmak kaldirsin oturdugu yerde olur mu? Ekonomik demek kucuk boy demek, kasarli demek ise bir kumpirin kasar alabilme kapasitesine sasmak demek :)

Olayin ozu:

1. Kumpir denince bir Ortakoy, iki Hocam Piknik :)
2. Yazinin basinda bahsettigim cakma kumpir ilk paragrafi yazdiktan sonra tukendi :)
3. Sebo: ODTU'ye gidince benim icin bir kasarli ekonomik lutfen :)
4. Ortakoy'de herhangi biri: Sen de benim icin bir kumpir ye lutfen, beklerken de iki midye dolma... (uff, kardes askerde olmasa ondan isterdim Ortakoy'de kumpir yemesini benim icin :( )

28 Kas 2009

Su postta bahsetmistik degil mi 9-10 yaslarinda darbuka calan kizdan? Haldun Taner'in arkasinda demistik ama bu sefer Istiklal'de karsimiza cikti. Guzel :)
In a previous post, I talked about a 9 or 10 year old Gypsy girl is playing her darbuka, remember? I said behind Haldun Taner last time, but now, we meet her at Istiklal. Nice :)



Yarin bu saatlerde hava alani yolunda olacagim, gidip kalan zamanimi degerlendireyim bari...
This time tomorrow, I will be on my way to the airport, I will go enjoy my time here now...

8 Kas 2009

Istanbul Devam / Istanbul Continued

Evet, Besiktas'ta vapurdan inmistik en son di mi? Kararimizi verdik, ve Barbaros Hayrettin Parkina dogru yurumeye basladik. Ust gecitten Taksim dolmuslarinin oraya geciyoruz, ust gecit uzerinde 2-3 tezgah acmis bir seyler satiyor. Dolmus sirasina giriyoruz, ve siramiz gelince arka cam kenarina kuruluyoruz manzaranin keyfini cikarmak icin. Trafik her zamanki gibi, sIkisik... Taksim'e gelince Marmara otelinin onunden Istiklal'e dogru yuruyoruz. O da ne! Kestane cikmis! Hemen 100 gram kestanemizi aliyoruz kosedeki kestaneciden ve yemege basliyoruz. Derken Kizilkayalar ve Bambi bize goz kirpiyor, elimizde kestane, ne yapalim diyip bir islak hamburgeri hemen oracikta yiyiveriyoruz :)
So, we just got out of the ferry in Besiktas, right? Well, we decide to go to Istiklal, so we start walking towards Barbabros Hayrettin park, then we cross over the bridge. On the bridge, there are a couple of people selling some stuff, we pass in front of them and get in the line for the minibus to Taksim. To enjoy beautiful views, we sit at the back, by the window. Traffic is caotic, as always... When we arrive to Taksim, we walk in front of the Marmara Hotel towards Istiklal. Hey, what is this!!! It is chestnut season!!! The guy in the corner is selling roasted chestnuts!!! We immediately buy some!!! We walk, while eating! But we are distributed by the view of Kizilkayalar and Bambi. Now we have to snack their special burger :) (burgers in Turkey are much much smaller than in the US)

Istiklal kalabalik, biz de kalabaliga karisiyoruz. Kozmopolit sehrin insanlari arasinda yururken, onlari inceliyoruz...Mutluyuz halimizden cok!


Istiklal is very crowded, so we join the crowd. We are watching the people in a real cosmopolitan city... We are very happy!

Istiklal'i bastan asagi yuruyoruz, Aznavur pasajina ugruyoruz elbette... Tunel'e gelince geri donuyoruz. Aslinda Galata Kulesine de ugramak lazim, ama o da baska gune... Bir gun de Karakoy'e gecer, ordan kuleye yurur, hatta ust kata cikariz...
We walk on Istiklal, form one end to the other. We, of course, stop at Aznavur. When we arrive to Tunel, we start going back. In fact, we could have gone to Galata tower, but let's leave it for another day... One day, we can take the ferry to Karakoy instead, and walk to the tower, in fact, we can go to the top floor...

Cok yedik ama bir kahvelik vaktimiz var aksam yemeginden once, saat 7'ye yaklasiyor olmali. 8 de Nevizade'de bulsuyoruz arkadaslarla. Raki - balik gecesi var... Ondan once Galatasaray Lisesinin ordaki kafelerden birine gidelim, bir kahve icelim, di mi ama? Su kafenin manzarasina bakar misiniz? Nasil bir kahve icmeye zaman bulamiyalim???
We ate a lot, but we have time for a coffee before dinner, it should be close to 7 o'clock. We are going to meet our friends around 8 at Nevizade. Tonight is raki-fish night.... But before, let's stop at one of the cafes around Galatasaray high school, and have a coffee, right? With the beautiful views of this cafe, we have to find time to have coffee there!!!

Manzaranin guzelligiyle sarhos olduk, vakit gec oldu, arkadaslar bekler, kalkalim...
We are drunk with the beautiful view, but it is getting late, let's go...

Binanin dar asansorune biniyoruz, iki kisi anca sigar. Kalabaliga karisip Nevizade'ye yuruyoruz icimizden bir sarki mirildanarak, mutluyuz. Derken arkadaslarla bulusuyoruz, raki, mezeler ve balikla saatler geciyor. Cingene teyzeler gul satmak icin dil dokuyorlar, o da olmadi el fali icin. Kafamiz guzel, 2 gul aliyoruz masaya, teyzeyle koyu bir muhabbete koyuluyoruz sonra. Derken buzlu badem saticisi cocuk geliyor, bu saatte evinde uyuyor olmali diye dusunuyoruz, ama o orda. Biraz buzlu badem aliyor, yola koyuluyoruz Taksim'e dogru. Kose basindaki midye dolmacinin onunda duruyoruz, tanesi 25 kurus midye dolmalara limon basip tukektiyoruz, ne kadar yedigimizi sayamadan. Ordan uzaklasirken hepimizin aklinda ayni sey, yine pilavlari yedik midye diye :)
We take the small elevator in the building, so small that 2 people can barely fit in. Then, we join the crowd, and walk towards Nevizade. While walking, we are singing a silent song, we are happy. Then, we meet our friends, and spend hours and hours with raki, mezes, and fish.While we are sitting at our table, gypsy woman are trying to sell us roses, or at least read our fortune. We are drunk, and happy, thus we buy 2 roses, and have a nice chat with the woman about everything. Then, a kid who is selling frosted almonds approaches, we think silently that he should be in bed at this time, and we buy some to eat. then we leave Nevizade, and start walking towards Taksim. But on the corner we see the guy selling stuff mussels. We have to have it! A Nevizade night is not complete without mussels. So, we stand in front of his tray, and eat, a lot.

Sonunda Taksim'deyiz. Saat 2 civari, vapur mapur kalmamis. Bostanci dolmuslarina dogru gidiyoruz. Soruyorlar "Sahilden mi Ziverbey'den mi?" diye. Sahilden giden dolmusa biniyoruz, yanimizda can dostumuz, iki Goztepe lutfen deyip sessizligimize gomuluyoruz. Derken dolmus kopruye yaklasiyor. Saga mi sola mi baksak bilemiyoruz, her yer o kadar guzel ki...Bir an icin gozlerimizi kapiyoruz. Gozlerimizi actigimiz anda icimizi bir huzun kapliyor, dudagimizda ayni sarki. Bu sefer sesli soyluyoruz: "Simdi Istanbul'da olmak vardi anasini satayim...."
Finally, we are at Taksim. It is around 2 am, last ferry is long gone, so we need to take the minibus. We walk to the Bostanci minibus stop. The bus driver asks "Sahilden mi Ziverbey'den mi?" (there are two routes to go to Bostanci, he asks which one).We take the one we need to take. Next to us, our best friend, we pay the fee, and then enjoy our inner peace. Then the minibus gets on the Bosphous Bridge. We are confused which views to enjoy, the ones on the left,or the ones on the right??? Both sides are sooo beautiful! Then we close our eys for a second. But as soon as we open our eyes, we are filled with sadness, the same song in our mind. This time we sing it out loud: "Only if we were in Istanbul now, damn it" (it is really hard to translate this song, but it is about someone who is longing to be in Istanbul, but can't. The song ends with the line that says "this song does not end here")

Bu yazi burda bitmez!!!!
This post doesn't end here!!!


2 Kas 2009

Istanbul...


Istanbul'un sunduklari hayal edilemez guzellikte. O hic uyumayan sehir... Bu postta Istanbul'da kucuk bir yolculuga cikiyorum, bana katilmak ister misiniz?
What Istanbul offers is amazing. It is a city that never sleeps. In this post, I will take a trip in Istanbul, want you join?

Insanin kendi sehrini sevmesi kolay tabi, ama bu sehir Istanbul olunca cok daha kolay oluyor. Bu fotograf Kadikoy'den, Besiktas iskelesinin uzerindeki kafeden gorunen bir Istanbul'da gun batimi... Asya'dan Avrupa'ya bakarken yani :)
It is easy for one to love their own city, but when one's own city is Istanbul, it is very very easy to fall in love. This photo is taken at a cafe in Kadikoy, at sunset, looking towards Sultanahmet... While looking to Europe, form Asia :)

Hadi yolculugumuza baslayalim... / Let's begin our trip...

Kadikoy'de dolmustan* indik, karsimiza ilk cikan manzara bufeler, ve dizilmis donerler...
We get off the minibus at Kadikoy, the first thing we see the kiosks that sell doner (gyro)...

Donerleri ardimizda birakip, Haldun Taner'in arkasindan Besiktas iskelesine dogru yurudugumuzu hayal edin. Belki 9-10 yaslarinda bir cingene kiz darbuka caliyor, cicek satan annesinin yaninda... Bir yandan denizin havasini icimize cekerken, bir yandan da kizin yetenegine hayret ediyoruz...Sag tarafimizda ayakkabi boyacilari, onlarin arkasinda tum hasmetiyle Haydarpasa...

Leaving doners (gyros) behind, imagine that we start walking towards Besiktas port, behind Haldun Taner (a theater, also a common meeting place, people usually meet in front of the theater and go wherever). When you are walking behind Haldun Taner, you have the Bosphorus on the right side, and the building on the left. May be a 9 or 10 year old Gypsy girl is playing her darbuka, next to her mother, who sells flowers. We, while enjoying the sea weather in every breath, are thinking how talented this girl is. On the right side, we see the shoe painters, right behind them is Haydarpasa (the building in the photo, it is a train station)

Sonunda Besiktas iskelesine ulastik, diyelim ki 16:15 vapurundayiz. Bir kac simit aldik, ve vapuru takip eden martilar ile paylastik... Ruzgari hissettik kemiklerimizde... Bogaz havasi aldik yani. Yanindan gecerken kacamak bakislar attik Kiz kulesine, kralin kizini ve Hera ile Leander'i andik. Bogazici koprusunu selamladik... Sonra tum gorkemi ile Galata kulesine merhaba dedik, dort bir yanimizi saran tarihe, Istanbul'un yasanmisliklarina hayranlikla baktik, her seferinde oldugu gibi. Istanbul'a hayranlik sozleri dustu aklimiza... Istanbul'da yasamislari dusunduk, bizden cok oncekileri... Sonra Omer Hayyam'in dizelerini hatirladik:
"Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
Onlar da senin gibiydiler"

Finally, we arrive to Besiktas port (It is in Kadikoy, but called Besiktas port because the ferries leave that port goes to Besiktas), let's imagine we took the 16:15 ferry. We bought a couple of simits, and shared it with the sea gulls following the ferry. We felt the wind, in our bones... We breath some Bosporus air... When we were sailing close to the Maiden's tower, we glanced at her, shyly, and thought about the king's daughter and Hera & Leander. We saluted the Bosporus bridge. Then we said hi to the Galata Tower, and to the history around us, everywhere in Istanbul. We looked at the realm of the life in Istanbul, in the past, and in the present... We admired the beauty, the history and the soul of the city, as always. We thought of the people who lived in Istanbul, yesterday, and 100s of years ago. The we thought of Omer Hayyam's lines: (Sorry for the poor translation, it is really hard!)
"Many arrived with many wishes
Then they left the world,

You feel like you will never leave, right?

They were just like you"


Duygu yuklu yolculugun sonunda vapur Besiktas'a demir atti. Saat 16:35-16:40 civari olmali. Kalabaligi takip ederek iskeleden cikiyoruz. Simdi karar zamani, Ortakoy mu Istiklal mi???
After our emotional ferry ride, we arrive in Besiktas. It should be around 4:35-4:40 pm now. We follow the crowd to get off the ferry, then pause a little, to decide, Ortakoy or Istiklal???

Devam edecek... / To be continued...

(Edit) *: Ankaralilarin dolmus dedigine biz minibus deriz, dolmusla minibusu karistirmayalim lutfen :)))




4 Haz 2009

Bu sabah

yagmur var Istanbul'da! Ve benim bunye alisik degil yagmura! Cidden, cok alismisim yilin 360 gunu gunesli havaya, hemen depresif bir moda giriyorum. Neyse ki cok surmuyor :)

3 Haz 2009

ses vereyim...

Istanbul'dayim bir 10 gundur falan, bir 10 gun sonra da yine AZ yollari...

Her sene soyluyorum ama "neresi sila bize neresi gurbet". Gerci cevabi da biliyorum, her yer sila :) Ben kucukken de tasinmistik baya biz. Aliskinim yani yeni yerlerde yeni hayatlar kurmaya. Gerci yaslandikca zorlasiyor tabiki de ama bu ozelligi bunyede barindirmak guzel sey!

Bir kac yil once bir arkadasimin arkadasi ile tesadufen karsilasmistik. Benim adimdan milyon tane insan oldugundan, hangi b. oldugumu belirmek icin Arizonali olan demistim, hala dalga geciyorum kendimle :) Tabiki Arizonali degilim ama orda da 5 senedir yasiyorum, insan AZ'yi bile benimsiyorsa hayatta benimsenmeyecek sey yok olabilir :)

Doktora da birgun bitecek malum (yani oyle rivayetler var), bakalim sonra neler olacak. Nerelere tasinilip neler yasanacak...Bir yandan korku duyuyorum, bir yandan da heyecan. Bazen ne aceleci oluyorum, degil mi? Daha dur kizim, vakit var!

Onun disinda hayat guzel! Yani, hayati guzel gormeyi secersen guzel, ben de oyle yapiyorum. Bu aralar aslinda cok bos islerle ugrasiyorum. Okumam gereken paperlar benimle dunya turu yapiyorlar, ben salak salak internette geziniyorum. Bazen oyle yorgun hissediyorum ki kendimi, butun gun yataktan cikmak istemiyorum. Butun senenin yorgunlugu cikiyor herhalde.

Bir de her tanidik ne zaman bitiyor doktora diye soruyor, bir de bitince ne yapacaksin. Burdan tavsiye, doktora ne zaman bitiyor diye sorulmaz insanlara. Ya da bilmiyorum cevabini aldiginizda bu o doktora ogrencisinin doktorayi sallamadigi anlamina gelmez. Malum, sallamayan adam doktora yapmaz zaten.

Baska bir konu da doktora yapan birisi assistant prof olarak ise girince o lise ogretmeni olmaz, lutfen kimse demesin ay ne guzel tatili bol diye :) Emin olun yilda 2 hafta izini olan calisanlarin daha cok tatili var, en azindan hafta sonlari var. Tabi bu Amerika'daki doktora ile ilgili, Turkiye'de nasil oluyor bilmiyorum.
Ben bu konuda herkesi egitmeye adadim da kendimi!

Neden bahsediyordum, nereye geldim. Anne arkadasi adiyla yasayan teyzeler sagolsunlar :))

26 Tem 2008

Kara Sevda


Gayet Istanbul'da bir sokak olabilir di mi yandaki resim? Ama Istanbul'a coook uzak bir sehirden bir goruntu...Nedense gitigim her yerde Istanbul'dan bir iz ariyorum. Ama kabul etmek istemedigim o izin aslinda benim yuregimde oldugu. Her yerde Istanbul'u ariyorum. Insan gercekten ozune donuyor yavas yavas. Bu Arizona'nin colunde yasarken, ben Istanbul'u cok ozluyorum. Sanki ailemden, arkadaslarimdan biri gibi... Istanbul'a her gittimde havaalanindan eve giden yolda kopruden gecerken asik oluyorum sehrime yeniden, bastan...O ilk gorus, sanki yeni sevgilinin ilk opucugu gibi yuregimi hoplatiyor. Gerci bu sene biraz buruk gecti ilk gorusmemiz, duyulmasi yurek yakan haberler aldim ilk adimimla. Simdi buralardayken yeniden, sanki hic gitmemisim gibiyim, ilk opucugumun tadina varamadim ya! Ama hayat bu degil mi zaten? Kosusturma icinde bazi seyleri kacirmak....

Istanbul'u cok seviyorum. O benim cocuklugum, gencligim...Istanbul'un kucagi benim ben oldugum yer. Hala da en rahat "ben" olabildigim yer... Bahcelerde gecen bir cocuklugum olmadi benim...Meyveleri dalindan koparip yemedim...Cok mutluydum, hala da cok sansli oldugumu dusunuyorum, o ayri... Demek istedigim, ben Istanbul'un trafiginin icinde buyudum, "karsi"'ya vapurla gectim hep, kopru trafiginden kacmak icin. Eger sabah sis varsa yandik dedim. Vapura yetismek icin kostum, iskeleden atladim vapura yeri geldiginde. Okul donuslerinde Kadikoy'den gecerken dedim hava guzel, ben bir bogaz havasi alip geleyim. Yeri geldi Karakoy'e yanasinca vapur, iceri kactim, saklandim ki ayni vapurla geri doneyim... Bazen de dedim madem Karakoy'deyim, surdan Tunel'e geceyim, Istiklal'i goreyim... Karakoy'den Galata Kulesi,ne dogru yuruyeyim dar sokaklardan, o dar sokaklarda yasayan ve yuregi herkesi kabul etmeye acik insanlar arasindan....Hizli yasadim hep, Istanbul'un gerektirdigi gibi, ona alistim, onla buyudum...O yuzden Istanbul'u ariyorum gittim her yerde, her sehirde...Ozledim, hem de cok ozledim...

Yok mu kotu yanlari Istanbul'un? Var tabi, kimine gore digerlerinden daha fazla...Eger herkes benim gibi alistigi sehri ariyorsa her gittigi yerde, kimilerine gore korku sacan bir yer Istanbul. Ama kimilerine gore de her sokagi Istanbul'un kendi sehirlerinden bir sokak olabilir. Ayni benim fotograftaki Guney Amerika sehrinde hissettigim gibi....

Onu bunu bilmem de, ben sonbaharini yasayamadim Istanbul'un senelerdir...

7 Haz 2007

Geldigimden Beri...

Neler yaptim neler...Asistanligini yaptigim hocamin islerini yaptim mesela iki hafta boyunca. Sagolsun dedi seni Turkiye'de bos birakmak olmaz. Sonra dedim ki oh ne guzel bitti, ev tasidik :( O isler bitti bugun bu seferde sevgili advisorum mail atmis hani nerde ilerlemelerini gonder diye. Neyse, onun isleri de yapilacak bir ara insallah, vakit olursa bir gun. SIkIci isler bunlar...

Onun disinda geldigimin ilk gunu attim kendimi Besiktas vapuruna -ki Istanbul'a dair en ozledigim seydir vapurun yan tarafinda oturmak yaz, kis, yagmur, camur demeden. Vapur denince, bir de havada simit kapan martilarini severim Istanbul'un. Besiktas'a gitmemin asil amaci: Ortakoy. Guzel Ortakoy, lise yillarimi hatirlatan Ortakoy...Yok lisem yakin degildi Ortakoy'e, Anadolu yakasindaydi, Ortakoy "Karsi" yani :) Okuldan cikista Kadikoy'den giderdim eve. Sahilden yururken de aklimiza eserse atlardik bir vapura, ver elini "karsi". Ortakoy kalabaliktan uzak, deniz tum guzelligiyle sanki bizi bekliyor...Alirdik bufeden biralarimizi yudumlardik Ortakoy'un banklarinda...Az dalga yemedim caminin duvarinda oturuken gencligimde. Sonra tabi ODTU icin gittim Ankara'nin bozkirlarina, dalga seslerine ve martilara hasret kaldim, hala da hasretim ya zaten...

Baska neler yaptim, tabiki Istiklal'e gittim. Benim icin Istiklal'e gitmenin en guzel sekli soyledir: Atlarsin Karakoy vapuruna, gunesin konumuna gore bir yan secer oturursun, sonra cek bogaz havasini icine...Gelince Karakoy'e yuruyeceksin Tunel'e dogru, Galata Kulesi'nin onunden gecerek. O dar ama buram buram Istanbul, buram buram tarih kokan sokaklardan. Eskiden karsilikli binalar arasina ip gerip camasir asilirdi hep, goremiyorum onu iki senedir. Renk katardi o guzel sokaklara. Bir de hazzetmem hic Istiklal'e Taksim denmesinden. Benim icin Tunel'de baslar Istiklal cunku, ayrica o Istiklal'dir ve baska isme ihtiyaci yoktur kesinlikle :) Bu arada yandaki resim tabiki de gecen seneden. Istiklal Galatasaray bayraklariyla daha guzeldir cunku.

"Bir Istiklal yapinca" olmazsa olmaz da Nevizade tabi. Rakinin en tatli oldugu yerdir benim icin Nevizade, yaninda da kavun-peynir ve de meze...Gel keyfim gel! Baska yerde alamiyorum o tadi. Nevizade yasiyor cunku. Nevizade renkli, Nevizade genc ve deli dolu kardesi Istiklal'in. Guzelim Nevizade...Tabi Nevizade'deki sevimli masadan kalkinca midye dolma yemek lazim bir kosede. Gece oyle bitmeli. Gerci Istiklal'in midye dolmalarinda midye oldugundan hep suphe duymusumdur ama gecenin bir yarisinda, kafa hafif bulanikken, bir de limonu sIkInca diyorum ki icinde gercekten midye olsa ne yazar olmasa kac yazar!

Daha var anlatacaklarim aslinda, arkadaslarim geldiler Istanbul'a onlar, Kadikoy var, Moda var ama onlarda baska zamana kalsin. Aklim baska dusuncelere daldi simdi. Istanbul'a daldim. Yas ilerledikce daha cok hissediyorum bunu, ben yasayan sehirleri seviyorum. Uyumayanlari... 7/24 bana olarak sunanlari. Sanmayinki her gece geziyorum, ben sadece istedigimde alternatif olmasini seviyorum. Bilemiyorum, belki nerde buyudugunun cok etkisi vardir. Ben kesmekes, carpik yapili ama her dakika trafigi olan Istanbul'da dogdum, Istanbul'da buyudum, Istanbul oldum. Herkes ozune doner diyorlar ya, benim ozum burasi...Kimisi sakin bir deniz kiyisi ozler, kimisi bahcede yetisen taze domatesin tadini veya bagda dolasmayi. Ben bunalirim fazla sakin yasamdan, bahcede yetisen domatesim hic olmadi ki tadini ozleyeyim. Ben Istanbul'u bildim. Cok yer gordum, degisik yerlerde yasadim Turkiye'de de yurt disinda da... Ama kisiligimi Istanbul'da buldum. Istanbul'un lodosunda savruldum. Gelecekte ne olur bilemiyorum, nerde kalirim, ama Turkiye'ye donmesem bile biliyorum ki benim koklerim Istanbul'da. Ailemin burda olmasiyla alakasi yok, koklerim burda cunku kalbim burda atmaya basladi -hem gercek, hem mecazi anlamda :) . Baska sehirler sevsemde, baska yerlerde cok mutlu olsam da ben Istanbul'a asigim. Kavusmak diyemiyorum Istanbul'a gelislerim icin. Biz hic ayrilmadik ki...